Cumhuriyet Gazetesi Röportajı
Ali Öz, 23 yıllık basın fotoğrafçısı. Nokta, Güneş, Milliyet, Aktüel, Tempo, Cumhuriyet ve NTV Mag okurları onun fotoğraflarının arkasındaki öyküyü iyi biliyorlar: Tarihe ve insanlık hallerine, insandan yana bir tanıklık… Öz’ün ilk fotoğraf kitabı, Türk Fotoğrafçıları Kütüphanesi’nin 11.’si olarak yayımlandı.

-Kitap yayımlamakta neden bu kadar geç kaldınız?

Çünkü, çekmekten, sürekli koşturmaktan bu işleri örgütlemeye zaman ayıramadım. Ben sadece bir foto muhabirinin yapması gerekeni yaptım... Antartist Yayınevi ve  Fuji film, 40 kitaplık Türk Fotoğrafçıları Kütüphanesi serisine beni de alınca bu kitap ortaya çıktı.

-Kitapta yer alacak fotoğrafları seçerken zorlanmış olmalısınız…

Bir milyon kare fotoğrafa sahibim, onların içinden 40 fotoğraf seçmek elbette kolay olmadı. Günlerce saçımı başımı yoldum,  birileriyle oturup tartıştım ve seçtim. Bu kitabın bir özelliği de kendi türünün ilki olması.. Ortaya 1985-2005 yıllarının politik belgeseli, toplumsal süreci, çalkantıları anlatan bir kitap çıktı. 

-Bu, sizin fotoğrafa bakışınızla da paralel bir seçim…

Evet, benim fotoğrafı seçme nedenim de bu, insanlığın, yaşadığımız toplumun belleği olmak. Kendimi yaşadığım topluma karşı sorumlu hissediyorum.

-Bu 40 fotoğrafta, son 20 yılın hangi olayları var?

Deprem, gecekondu yıkımları, YÖK ve öğrenci hareketleri, Bergama köylüleri, insan hakları mücadeleleri, ekonomik kriz ve esnaf eylemleri, siyasi cinayetler, Metris Cezaevi,  savaş karşıtı eylemler,  Sabancı cinayeti ve İslam konusu var…

-Bu olayların herhangi birinde, orada olmayı basın fotoğrafçısı olmaya borçlusunuz elbette, ama medyanın genel havasına ve giderek “insan”dan uzaklaşmasına bakarak, bir kişisel çabadan da söz edilebilir mi?

Elbette, çalışmadığım bir dönemdi, 23.30 haberlerinde ertesi gün, Ankara’da Tandoğan Meydanı’nda esnafın eylem yapacağını öğrendim. Eylemin nedeni ekonomik krizdi, ben de ekonomik krizle birlikte işsiz kalmıştım. Olayın büyük olacağını hissedip, 24.00 otobüsüyle Ankara’ya gittim. 11 Nisan 2001’di. Büyük bir çatışma yaşandı. 20 makara film çektim… Şimdi geriye dönüp baktığımda iyi ki gitmişim, diyorum, çünkü biz hafızası olmayan bir toplumuz, bu olay da unutulmuşlar arasına katılacaktı.

-Hafızasızlığın arkasında ne var?

Kaçış var herhalde, burada medyayı sorgulamak lazım. Okula başlarken gazetecilik ilk tercihimdi, okula ilk girdim ve boyalı basın gerçeğiyle karşılaştım, hayallerim yıkıldı. Oysa ben gazeteci olacağım ve toplumun haklarını savunacağım diye yola çıkmıştım.

-Bugün daha da işin özüne ve insana yabancılaşmış bir medyadan söz edilebilir mi?

Tabii ki, şimdi daha berbat bir medyayla yüzyüzeyiz ve ne yazık ki, akademisyenler bile toplumu anlamak için bu medyanın ürünlerini, dizilerini kullanıyor.

-Peki, bu medyanın içinde fotoğraf nerede duruyor?

Gerçeği anlatma içeriği ikinci plana itilip, sadece magazin yönü   ön plana çıkarıldı.

-Siz?

Ben fotoğrafın belgeleme ve gerçeği anlatma kısmındayım, ama bunu yaparken de elimden geldiğince estetik kurallarını uyguluyorum. 

-Bir basın fotoğrafçısının gerçeği ikinci plana atmasının nedenleri sizce ne?

Hem sansür, hem de otosansür. Bilinçli olarak toplumun gerçeklerini gizleme çabası var, bu medya için de, sanat için de geçerli. Hepimiz tuhaf insanlar olduk, sokaktaki insanın yanından ona bakmadan, acısını hissetmeden geçip gidiyoruz. Ama şu gerçeği de gözardı etmemeliyiz, toplum bunalım ve çalkantı içinde ve artık acıya daha fazla tahammülü yok, bu yüzden dizileri, eğlence programlarını izliyor.

-Burada muhabirin bir sorumluluğu yok mu, yani otosansür, sansürden daha belalı bir iş değil mi?

Ben çalıştığım iş yerlerinde bütün işlerimi kullandırtabildim, çünkü fotoğrafın somut gerçekliği gücü ortada. Zaten kullanmadıkları zaman da ben çekip gidiyordum… Bir gazetede çalışırken bir aspragas haber yayımlandı, “Zenica’da Türk birliği tedirgin, Sırp savaş uçakları taciz ediyor” deniliyordu. Kosova savaşının başladığı dönemdi, insanlar göçüyordu. İtalya üzerinden Zenica’ya ulaştım, hem birliği hem de göçü fotoğrafladım. Türk birliği, çiçek ekiyor, sağlık taraması yapıyordu. Haber ve fotoğraflar yayımlandı ve gazete kendi haberini tekzip etmiş oldu. Bu örnekle anlatmak istediğim, gazeteci işine ve sorumluluğuna sahip çıkmalı.

-Başka projeleriniz var mı?

Fotoğraf adına, yaşama dair ne varsa çekiyorum. 20 yıldır, dans ve bale üzerine çalışıyorum, 15 yıldır da kendi meslektaşlarımı görüntülüyorum. 2002’de, Gazeteciler Günü’nde meslektaşlarımın fotoğraflarından oluşan bir de sergi açtım. Sonuçta yaşama ve fotoğrafa dair ne varsa ben içersindeyim.