Evrensel Dergi

Sayın Ali Öz, önce kendinizden ve çalışmalarınızdan söz eder misiniz?

İşin özü olarak şöyle söyleyebilirim, daha lise çağında ben belli bir bakış açısına ulaşmış bir insandım. Belirli bir sınıftan geliyordum, neydi bu, lisede hem çalıştım hem okudum. Ailemdeki ezilmişliği gördüm, bütün aile fertleri çalışan insanlardı ve haksızlığa uğrayan insanlardı. Lise çağında tefeci tüccar denen insanların bizim emeğimizi nasıl çaldıklarını gördüm. domates toplamıştık,  bütün ailenin emek karşılığını ödemeden kaçıp gitmişlerdi. Bu şekilde bir bakış açısı oluşmuştu. Tüm bu haksızlıkları ve çelişkileri gördükten sonra lise dönemindeki bilinçlenme aşamasında koşullara rağmen hiç olmayacak bir işi meslek alanını düşündüm. Neydi bu gazetecilik, hele BENİM GİBİ EKONOMİK SORUNLARLA BOĞUŞAN bir insanın toplumda gazeteci olması zordu. Ben herhalde cahil aklı derler, gazeteci olmayı kafama taktım. Ve birinci tercih olarak ankara basın yayını seçtim. Başlama aşamasındaki adüşüncem, gazeteci olmak ve toplumun çıkarları için doğru haberler yapmaktı. Sonra okula başladım ve boyalı basın gerçeğiyle karşılaştım. Hayal kırıklığı. Sonra siyasi olaylar başladı. 80 kuşağıyız biz tam bu olayların içinde yer alıyorsun ama birtakım yanlışları da görebiliyorduk. İlk başta söylediğim gibi benim sınıfsal sağduyum, sezilerim aptal yanlışlardan alakoyuyordu. Evet bir savaş ve bir saldırı vardı, hayatımızı savunmak zorundaydık. Ama bireysel şiddeti hiçbir zaman savunmadım ben. Birtakım aşırı cinayetler olaylar da bana ters geliyordu. Yanlış yapılıyordu iyi niyetli yanlışlardı belki ama yanlıştı yine de. Dolayısıyla ben sosyal politika alanına başladım Yani sendika ve kooperatifler alanı. Sandım ki sendikalar kooperatifler insanların haklarını savunan bir örgütleRDİ, sonra sendika ağalarını kooperatif ağalarını , ağalık sistemini gördüm. Bu da bir hayal kırıklığıydı o dönemde fotoğrafa başladım. Fotoğrafın gücünü anladım o zaman. Mesela vietnamda savaşta çekilen fotoğraflar, nepalde bombadan kaçan kızı, israilde bir filistinin kolunun kırılmasını gösteren fotoğraf gibi fotoğraflar beni çok etkiledi. İnsanlar kelimelerle oynuyorlar yalan da söyleyebiliyorlar, ben fazla konuşmaktan ziyade fotoğrafı can simidi olarak gördüm. Köy koop sinema fotoğraf merkezi vardı, sinan çetinler, CELAL ERTEN,  vardı. Onlarla birlikte başladım balayış o başlayış. Daha sonra İlk olarak da nokta’da gazeteciliğe mesleğe başladım. 

Özellikle toplumsal olayları izlerken, kritik anları fotoğraflarken ne gibi ilkeleri gözetiyorsunuz?

Bir arkadaşım “fotoğrafın enstantanesi, diyaframı ali abiyle tartışılmaz, onunla FOTOĞRAFIN felsefesi konuşulur ancak” der. Dünyaya bakış açım var ve buna bağlı olarak da fotoğraf çekiyorum. Nedir dünyaya bakış açım, tabii ki herkes sözde  bunu istiyor bunu ama kimse uygulamıyor, ben iyi bir dünya istiyorum, savaşların olmadığı açlığın olmadığı bir dünya istiyorum. Ama bir gerçek ki açlık da var savaş da var. dolaYSIYLA BUNU bunu BUGÜN değiştirme gücümüz yok, ama son dönem derslerimde anlattığım bir şey var. ben bu dünyaya insan olarak geldim ve insan  olarak ölmek istiyorum. Nedir bunun anlamı insan olmanın gereklerini yerine getirmek gerekir. Bazı insanlar insanlıklarını yitiriorlar. Paranın iktidarın hırslarının tutsağı olmuş durumdalar. Ben sağlıklıyım, iyi bir eğitim aldım. Toplumda bir elit kesime tekabül ediyor konumum. Ben bu toplum adına ne yapabilirim, toplumun sorunlarının çözülmesinde benim rolüm nedir dedim ve bunu fotoğrafta gördüm. Çektiğim fotoğraflarla açlığın fotoğrafını cekiyorsam AÇLIK OLMASIN  DİYE, savaşın  özellikle  Türkiye toplumsal tarihinin savaşını  çekiyorum ki savaşlar, açlıklar, haksızlıklar olmasın diye. mesela bu kitaba bakan on insandan biri mutlaka ağladı. Ben fotoğraflarımla bir mesaj verebiliyorum. Ben sorunları ortaya koymaya çalışıyorum. Taraf olarak da böyle bir taraflılığım var. ama bunu yaparken de çok basit, slogansı bakmıyorum. Fotoğrafla insanları kandırma yolun sapmıyorum. Benim fotoğraf anlayışımda hayatın yaşanmışlıklarını acılarını, yürüyen hayatı aktarma çabası var. kimse benim cebime para koymuyor. Sultanahmet te filistin kervanını takip etmekten geliyorum şimdi. 32-33 derece sıcakta onlarla birlikte yürüdüm. İnandığım bir şeyde çabalıyorum, emek harcıyorum özveride bulunuyorum ve bunun da kutsal bir iş olduğuna inanıyorum. Yaptığım işle insanlığa faydalı olmaya çalışıyorum. Çektiğim her fotoğraf geleceğe kalacaktır. Benim fotoğraf anlayışım, iyi bir dünya özlemimden besleniyor.  

Fotoğraflarınızda kaşıtlıklar dikkat cekiyor. Bunlar kurgulanmış fotoğraflar değil ama aklınızdan geçen tek bir karede bir öykü anlatmak galiba.

Evet bir kurgu yapmıyorum. Ben çocuğa elini şöyle yap demiyorum. Kurgu yapmıyorum O zaman iyi fotoğraf, doğru fotoğraf  için çok çalışmak gerekiyor. Yani o duyguyu yakalamak için, anlatımcı, güçlü fotoğraf çekebilmek için yine söylediğim noktaya geliyoruz. Çok çalışmak, çok aramak zorundasın. Gözlem yapmak bir projektör gibi etrafı taramak zorundasın. Asla hiçbirşeyle yetinmemek gerekir. Benim gazete fotoğrafçılarından ayrıldığım temel  bir nokta şudur: ben memur fotoğrafçı olmadım hiçbir zaman. Git şunu çek anlayışında bir gazeteci hiçbir zaman olmadım. Ben alanımı, konularımı kendim seçtim. İlgi duyduğum alan baştan itibaren toplumsal olaylardı. Sosyal olayların içindesin ama onunda her kare fotoğrafın doğru çekilmesi, öyküsünün tam olması, dilinin tam olması gerekir. Resimlemek değil yani, fotoğrafçı, foto muhabiri fotoğrafı ile bir öykü yazmalı. Ordaki her fotoğrafı kendine göre de yorumlayabilir. Mesela Bergamalı köylüler, o fotoğrafı köylüler afiş yaptı. Ama ben orda birçok şey anlatmaya çalıştım. Arkaya oturttuğum sinema afişleri ile o fotoğraf sembol gibi oldu. Bir başkası onu başka türlü yorumlayabilir. Bir de 96 model mesela. Mitingden dönüyorum, adam dükkanın önünde bayrağını sallamaya başladı. Ben de çektim. Adam farkında değil. Ağaç kadın mesela. Dolayısıyla iyi gözlemlemek, iyi görmek ayıklamak, ve fotoğraf kurallarını gazete fotoğrafçılığı yapsak bile uygulamak. Bu nedir? Fotoğrafın da belli kuralları vardır. Resim gibi: ayıklama gibi, leke gibi. Yani görünen o malzemenin kolay algılanması için karmaşanın ayıklanması, temizlenmesi lazım. Ön arka fon. İyi bir gazete fotoğrafçısı iyi bir ressam gibi sıcak olayların içinde olmasına rağmen olabildiği kadar kolay anlaşılabilir fotoğraflar yakalamaya çalışması lazım. Özellikle bizim gibi gerikalmış, okuma-yazma oranının düşük olduğu toplumlarda görsel iletişim çok önemli. Fotoğrafla birşeyler anlatmak daha kolay. Bunu da kolay anlaşılır hale getirmenin yolu, çelişkileri doğru koymaktır. Buna bağlı olarak şunu söyleyebilirim. Ben 82den bu yana dans bale fotoğrafı çekiyorum. 20 yıldır istanbul festivalini izliyorum, dans festivalini, sinema festivalini izliyorum. Yani dolayısıyla bir fotomuhabirinin bir estetiğinin olması lazım. Bunun oluşabilmesi için diğer sanat dallarından beslenmesi gerekir. Ben bu beslenmeyi yaptım.

Bunu yapmak lazim, toplumsal gelisme de buna bağlı, bugün toplum gelişmiyorsa biraz da buna bağlı. Basın topluma birşey vermiyor. Basın sadece toplumu uytmak ve afyonlamak görevini yapıyor.

Ağaç kadın fotoğrafınıza gelmek istiyorum. Benim aklımda en çok kalan fotoğraf o oldu, hem sadeliği, hem estetiği, hem de toplumsal içerği ile. Ben sizin fotoğraftaki estetik kaygılarınızın nasıl şekillendiğini öğrenmek istiyorum?

Sadeleştirmeyi yaptığım için, ışık, kompozisyon, renk dengelerini gözettiğim için vermek istediğim içerik daha güçlü, daha etkili bir içeriği dönüşüyor. Senin sorunun da cevabı bu sanırım. Ben sadeleştirme yapıyorum. Mümkün olduğu kadar fotoğrafın estetik kurallarını uygulamaya çalışıyorum.Onu karışık ve anlaşılmaz  değil kolay algılanır hale getiriyorum. Bir ağaç önünde bir kadın dikiliyor. Ama tabi anlık kararlar çok önemli. Reflekslerin çok hızlı olması gerekiyor. O anda ışık, rekler, kompoziyon herşeyi o anda doğru ölçüp deklanşöre basmak ve fotoğrafı bitirmek gerekiyor. Ağlayan kadın fotoğrafı var. ben onu gördüm ve çekmek için davrandım bir anda iki tane dindar adam o fotoğrafın çekilmesine izin vermedi. Oysa o adamlar kendi dünya görüşlerine kötülük ettiler. O fotoğraf iyi bir  SAVAŞ KARŞITI fotoğraf oldu ama izin vermediler yoksa oradan çok daha etkili fotoğraflar çıkacaktı.  

Albüme baktığımızda, sizin fotoğraflarınıza baktığımızda sanırım şunu söylemek mümkün: hem bir gerçek tarif hem de onu en iyi, en estetik anlatan fotoğraflar demek mümkün…

Doğru,  burda kırk fotoğraf var.  tabi milyon kare içerisinde kırk fotoğraf ne ki. Ama kitabı beğenmeyen ya da eleştirene ben rastlamadım. Aldığım yegane eleştiri bu kesmiyor, daha çok fotoğraf görmek istiyoruz’du. kırk fotoğraf tabi bir özetleme. Ama nesnel olmaya çalıştım. Bu ülke ne yaşamışsa bu kitapta var. Herkes kendini buluyor bu kitapta. Abdurrahman Dilipak bu kitaba bakıyor. Ağaç kadını ve çarşaflı kadınları gördü gülüyor adam. İçinden ne geçirdi bilmiyoru ama herkes kendine göre bir yorum yapıyor. Demek ki ben doğru bir iş yapmışım. Ben inanıyorum ki bu kendi türündeki politik belgesel ilk kitap. 50 –60 kuşağının 70-80 kuşağının böyle bir belgeseli yok. Ben 80’den bu yana kafaya taktım bunu çalışıyorum. İyi birşey ortaya çıktı ya bunu tekrarlamak isteyen çok insan çıkacak. Keşke çıksa bunu tekrarlamak isteyen insanlar bu ülke tarihini çekse. Keşke 50 yaşında ben hala koşturuyorUM, çabalıyorUM. Bahar ayında iki kez suriye ziyareti yaptım, LUBNAN’a gittim. 6 mart, 8 mart, 16 mart, 1mayıs  aklına ne gelirse. Bir de kitapla uğraştım. Keşke bunun gibi 100 tane kitap yapsak. Gelecek insanlığa bunları bırakabilsek. Toplumsal olarak biz kuyunun dibindeyiz, çürümüş bir toplumuz.  Bugün  ekonomik sorunların acımasızlığı ve onun yansıması olarak   insan ilişkileri  çok korkunç bir durumda Bu kuyudan kolayca çıkabilme umudum yok. Ama biz görevimizi yapmak zorundayız. Geleceğe birşeyler bırakmak zorundayız. Hiç olmazsa gelecek kuşaklara  doğru bir şeyler aktarabilme çabası.

Galiba bu kitap sizin için bir sondan çok bir başlangıç..

Bu zamana kadar hiç şan şöhret peşinde olmadım. Ama işimi doğru yaptım. Bu kitaba duyulan saygı bana duyulan saygı bana yetiyor. Keşke onlarca kitap yapabilsek. Son olarak şunu söylemek istiyorum. Ben bu dünyaya insan olarak geldim, insan olarak gideceğim. Gazeteciysen, yaptığın işle insanlığa faydalı olacaksın, başka birşeysen onunla faydalı olacaksın. Ben fotoğrafımla insanlığa faydalı olamaya çalışıyorum.